İş Hayatında Mobbing Son Bulmalıdır.

İş Hayatında Mobbing Son Bulmalıdır.

4857 sayılı yasa ve çalışma hayatına dair diğer kanunlar gereği iş ilişkisi kurmak maksadıyla yapılan sözleşmeye göre işveren veya işveren vekillerinin kendisine vermiş olduğu talimatlar çerçevesinde iş görme yükümlüğü altına girmiş olan kişilere işçi denir.

İşveren veya işveren vekilleri kanunlar nezdinde işçiye talimat verme hakkına sahiptirler. Ancak verilecek talimatlar işin yürütülmesi ve koordinesine yönelik olmalıdır. İşin yürütülmesi dışında, işveren veya işveren vekilleri işçiye keyfi talimat veremezler. Yöneticiler işin doğası gereği olsa bile verdikleri emirler neticesinde işçinin kişiliğini, onurunu toplum içindeki konumunu, duruşunu zedelemeye hakkı yoktur. Bilâkis İşverenler ile vekilleri iş ilişkisi neticesinde çalıştırdığı işçilerinin kişiliğini, onurunu korumak, kollamak zorundadır. İşveren ve işçi ilişkisi iş sözleşmesinden doğan ve yasalar nezdinde korunan bir yükümlülüktür. İşçinin, verilen işi yerine getirirken kendisinden beklenen özeni, dikkati göstermeli, işine sahip çıkmalı, kendi işi olduğunu bilmeli, dürüst olmalı, mesleğine yönelik bilgisini, fikri ve bedeni kabiliyetlerini yerine getirmesi ve işe özen borcu ilkesi gereğince sorumluluğu olduğunu unutmamalıdır. Ancak işveren veya işveren vekili karşısında ezik bir duruş sergileyerek, önünü iliklemesi, omuzlarını büzüştürmesi, kafasını eğip, işveren veya işveren vekilinin yüzüne bakmadan “Net bir ifadeyle bir asker gibi hazır ol” da durması doğru bir yaklaşım ve doğru bir hareket tarzı değildir. İşçinin işveren ya da vekillerince işten çıkarmakla tehdit edilmesi sebebiyle baskı unsuru olarak, mobbing uygulanması sebebi dışında bu ve benzeri gereksiz hareketi yapan işçinin bilgisizliğini ve acemiliğini gizlemek amacıyla göstermiş olduğu olumsuz bir tutum olup, gereksiz, küçültücü ve haysiyetsiz bir duruştur. İşini özenle yapan bir işçi, nezaket ve kanunlarla çizilmiş olan sınırlar içerisinde herkese nasıl davranması gerekiyorsa işveren ve vekillerine de öyle davranmak zorundadır. İşçi, işin yürütülmesi için kendisine verilen talimatlarda bir yanlışlık varsa yasalar ve nezaket sınırlarını aşmadan bu yanlışlığı üst ve amirlerine bildirmeli ve eleştirebilmekte özgür olmalıdır.

İşveren ve vekilleri, işçinin velinimeti, efendisi ya da sahibi değildir. İşveren, işçinin iş gücünü iş sözleşmesi gereği işçi ile anlaştıkları bir ücret karşılığında satın alan kişidir. İşverenin İşçiye ödeyeceği ya da ödediği ücret lütuf, sadaka ya da bir bağış olmayıp, işçinin alın terinin ve emeğinin bir karşılığıdır. Hiçbir işveren, işçiye çalışması karşılığında ödediği ücreti hak etmiyorsa ve iş yerinde sürdürdüğü faaliyetler için çalışmasına oranla emeğinden daha fazlasını kazandırmıyorsa, istisnalar dışında işçiye acıdığı için, ya da Allah rızasını kazanmak amacıyla iyilik olsun diye çalıştırmaz. Profesyonel ve işinin ehli olan gerçek yöneticiler, asla egolarını tatmin etmek maksadıyla iş sözleşmesinden doğan ve kendilerine biçtikleri o muazzam gücü hissedebilmek ve işçisine de bu gücü hissettirebilmek için, karşılarında süklüm, püklüm esas duruşta duran ve işten anlamayan, profesyonelliğin çok ötesinde bulunan zavallılarla asla çalışmak istemeyeceklerini düşünüyorum.

İşçi ve işverenler öncelikle insandır. İnsanlığın onuru gereği nezaket sınırları içerisinde işçi ve işverenin karşılıklı saygı ve sevgi çerçevesinde iş ilişkisi içinde olmaları hukuki ve sosyal bir haktır. İş yerinde işçinin yok sayıldığı, hor görüldüğü ve işçiyi azarlayıp, aşağılayarak, ezik görüp, buyurgan bir dil kullanılması bununda günlük iletişim dili haline getirilmesi bir zulümdür. Buna karşılık işçinin bu duruma hayır demesi ve kendisine gerektiği gibi davranılmasını istemesi sosyal toplumların ve hukukunun bir gereğidir. Çalışma hayatı içindeki bu ve benzeri yapılabilecek her hareketin mobbing oluşturduğu bilinmelidir.

Saygılarımla

Ali Aşılı

Related Articles