İş Sağlığı ve Güvenliği Kurallarının Doğuşu ve Gelişimi

İş Sağlığı ve Güvenliği Kurallarının Doğuşu ve Gelişimi

İş güvenliğine dair kuralların çoğu, insanoğlunun zaman içerisinde sosyal ihtiyaçlar nedeniyle yerleşik hayata geçmesiyle birlikte oluşmaya başlamıştır. Adına iş güvenliği denilmemişse de iş güvenliğine dair kurallar daima var olmuştur.

Tarım işlerini öğrenmeye başladığımız günlerden beri tarlada çalışırken, örneğin bir kazaya uğrayan insanoğlu benzeri bir kaza durumunda, hayatta kalmak için ne yapacağını, edindiği tecrübe ve yaşadığı güvenlik kaygıları nedeniyle belirli kuralları koyar ve bu kuralları bilir hale gelmiş, kendisinden sonra gelen nesillere de aktarmıştır. Kölelik ve benzeri sebeplerle bir insanın bir başka insan tarafından çalıştırılmaya başlanması ile çalışma hayatı büyük bir dönüşümün içine girmiştir.

M.Ö. 2000’lerde; Babil döneminde tarihin bilinen ilk yasalarından olan Hammurabi Kanunlarında yer alan düzenlemelerle iş sağlığı ve iş güvenliğinin temelleri atılmıştır. İşi yaptıranın işin negatif sonuçlarından sorumlu kılındığı ve iş görenin de hangi kurallara uyacağı ilk kurallar hayata geçirilmiştir. Yine çeşitli kaynaklarda Roma ve Mısır uygarlıklarında altın gümüş ve kurşun madenlerinde çalışma kollarının tanımlandığı bildirilmektedir.

- Aristoteles M.Ö.384-322’lerde koşucuların hastalıklarından söz etmiş; Gladyatörler için diyet programını tanımlamıştır.

- Heredotos M.Ö.484-420’de ilk kez işçilere yeterli besin verilmesinin üzerinde durmuştur.

- Hippokrates M.Ö.460-377’de ilk kez kurşunun zararlı etkileri üzerinde durmuştur. Felç ve görme bozuklukları ile kurşuna maruz kalma arasındaki ilişkiyi ortaya koymuştur.

- Nicander M.Ö.200’de kurşun zehirlenmesi ile ilgili olarak karın ağrısı, kabızlık ve yüz solukluğu arasındaki ilişkiyi kesinleştirmiştir.

- Plautus M.Ö.254-184’de bazı esnaf ve sanatkârların çalışma pozisyonlarından ileri gelen vücut görünüm bozuklukları (malformasyonlar) ile ilgili bilgi vermiştir.

- Büyük Plinius M.S.23-79’da tehlikeli tozlara maruz kalanların, kendilerini korumaları için maske kullanmalarını önermiştir.

- Agricola M.S.1494-1555’de madenciler ve onların hastalıklarına ilişkin olarak gözlemlerini ilk yayınlayanlardandır. Tozun zararlı etkilerini, kendi deneyimleri ile saptayarak, korunma çarelerini aramış; Yeraltında havalandırma yapmayı, işçilere maske kullandırmayı önermiştir.

- Paracelsus 1493-1541’de madenlerde işyeri hekimi olarak çalışmaya başlamış ve madencilerin meslek hastalıkları ve korunma yolları hakkında kitap yazmıştır. Toksikolojinin kurucusu sayılır.

- Bernardino Ramazzini 1633-1714’de Bernardino Ramazzini M.S.1633-1714 İtalyan bilim adamı. İşçi sağlığının babası olarak anılır. Kendisinden öncekilerle birlikte, kendisinin meslek hastalıkları ile ilgili gözlemlerini ünlü kitabında sergiledi. Ayrıca işçi sağlığı konusunda bazı temel ilkeler getirdi. Meslek hastalıkları ile işçinin yaptığı iş arasındaki bağlantıyı tam olarak ortaya koyarak, bazı hastalıkların nedenlerini ortaya çıkardı. 18. yüzyılın ilk yarısı içerisinde ilk olarak İngiltere’de ortaya çıkan Sanayi Devrimi ile üretim süreci büyük bir değişime uğramıştır. Küçük zanaatkârlıkların atölyelere ve daha sonra ise; gelişen teknolojiyle birlikte büyük makinelerin yer aldığı fabrika sistemine geçiş ve üretilen ürün miktarında büyük artışlar gözlenmiştir.

- Edwin Chadwick Çalışan Nüfusun Sağlık Durumu ortaya koymak için hazırladığı raporla çevre ve barınma koşullarının insan sağlığı için önemine değinmiştir.

- Friedrich Engels: Engels, Manchester’da emekçilerin yaşam ve çalışma koşullarına ilişkin edindiği izlenimlerini, Chadwick Raporu ve bu dönemde İngiltere’de yayınlanan diğer çalışmalardan da yararlanarak, 1844’te İngiltere’de İşçi Sınıfının Durumu anlatan bir kitap yayınlamıştır.

- Percival Pott çalışma koşulları ve ortamdaki zararlı maddelerin hastalıkla ilişkisini saptamış ve kanser ile mesleki faktörlerin ilişkisini vurgulamıştır. 1775 yılında, baca temizleyicilerinin "is" nedeniyle skrotum kanserine yakalandıklarını saptayan İngiliz hekimdir. 1802 Fabrika yasaları isimli düzenleme, 1833 Fabrikalarda çocuk işçiliği yasası ve en küçük çalışma yaşını 10 yaş olarak, çalışma süresini ise günlük 10 saatle sınırlandırmıştır. Ayrıca Doktor raporu (işe girişte) işyeri denetimi İş müfettişliği, istatistiki bilgilerin toplanması, Hastanelerde meslek hastalıklarının tedavi edilmesi için özel bölümler kurulması önerilmiştir.

Ülkemizde İş sağlığı Güvenliğine yönelik çalışmalara başlanılması dünyada olduğu gibi benzer aşamalardan geçerek bu günlere gelinmiştir. Osmanlı İmparatorluğunda sanayileşmenin başladığı dönem olarak 16. ve 17. yüzyıl esas alınmaktadır. İmparatorluğun ekonomik yönden güçlü olduğu bu dönemde küçük el sanatları, çinicilik, dokumacılık ve gemi yapımı ağırlık kazanmıştır. Bu dönemde ekonomik hayata yön veren örgütlenmeler ise esnaf kuruluşları ve loncalardır.

Sanayi kuruluşu, işyerinin azlığı, basit üretim tekniklerinin kullanılması ve buna bağlı olarak iş risklerinin fazla olmaması nedeniyle iş kazaları küçük çaplı olduğundan Çalışma hayatına ilişkin sorunlara ilgi çok fazla değil. Tanzimat sonrası belli alanlarda başlayan sanayileşme hareketleri çalışma koşullarına, çalışanların korunmasına yönelik bazı düzenlemelerin yapılmasını zorunlu kılmıştır. İş sağlığı ve güvenliği konusunda ilk çalışmaların başladığı 1850 yıllarında Osmanlı İmparatorluğu’nda, askeri amaçlı üretimlerin yanı sıra, daha çok el tezgâhlan olarak gelişmeye başlayan sanayileşme, daha sonraları kömür ocakları ve madenler, demir yolu yapımı, tütün işletmelerinin katılımı ile sürmüştür. Bu dönemde çalışma koşulları oldukça ağır olup, çalışma süresi günde 16 saate kadar çıkmaktaydı. Ayrıca, ağır işlerde kadın ve çocukların çalıştırılması da yaygınlaşmıştı. Bu yıllarda işçiler tezgâh başında uyuyup tezgâh başında yemek, yemek zorunda kalmışlardır. Ereğli Havzası’ndaki kömür ocaklarında çalışan işçiler kısa sürede meslek hastalıklarına yakalanmışlar ve giderek artan iş kazalarında yaşamlarını yitirmişlerdir. Ergani (Elazığ, maden İlçesi). Bakır işletmeleri; 1829 Ereğli’de kömür madeni bulunuşu nedeniyle bu iş kolunun tehlikeleri ve işin devamlılığını sağlamaya yönelik düzenlemeler yapılmıştır. Bu nizamname, padişahın onayından geçmemekle birlikte Ereğli Kömür Havzası’nda yine de uygulanmıştır. Yaklaşık 100’e yakın maddeden oluşan nizamnamede günlük çalışma süresi 10 saat olarak belirlenmiştir. İşçilere çalışma sürelerinin dışında dinlenme süreleri verilmiştir. İşçilere yatacak yer sağlanmış, işçi ücretlerinin öncelikli olarak ödenmesi ve işe hazır beklemeyen işçilere çalıştırılmasalar dahi ücret ödenmesi gibi başlıklar düzenlemiştir. 1869 tarihinde yürürlüğe giren Maadin Nizamnamesi ile birlikte, iş güvenliğine dair kurallara daha fazla yer verilmiş ve Dilaver Paşa Nizamnamesinin eksikleri giderilmeye çalışılmıştır. Maadin Nizamnamesi ile birlikte, madenlerde angarya çalıştırma sistemi tümüyle ortadan kaldırılmıştır. Madenlerde mühendislere kazaların önlenmesi adına gerekli önlemleri alması ve bu amaca yönelik olarak ihtiyaç duyulan malzemelerin idareden talep edilmesi hakkı verilmiştir. Ayrıca kazaların idareye bildirilmesi, madenlerde doktor ve eczane bulundurulması ve iş kazasına uğrayan işçilere ve ailelerine işveren tarafından tazminat ödenmesi ile iş kazasında kusuru bulunan işverenin para cezası ile cezalandırılması gibi birtakım düzenlemelere yer verilmiştir. Sanayileşme hareketi Cumhuriyet döneminde daha da artmıştır. Çalışma hayatına ilişkin iş sağlığı ve güvenliği alanında ciddi yasal düzenlemeler yapılmıştır. 1921 Ereğli Kömür havzası maden işçisine yönelik 151 sayılı kanunla beraber 1936 3008 sayılı İş kanunu (temel iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin hükümler bulunmaktadır.) 1967’de 931 sayılı İş kanunu, 1971’de 1475 sayılı İş kanunu 2003’de 4857 sayılı İş kanunu çıkarılmıştır. Özellikle AB normları başta olmak üzere ILO sözleşmeleri esas alınarak hazırlanmış ve yürürlüğe girmiştir. Böylece önceki kanuna nazaran İSG alanında kapsamlı değişiklikler yapılmıştır. 2006-2008 Ulusal iş sağlığı ve güvenliği politikası belgelerinde bağımsız bir İSG kanununun çıkarılması hedeflenmiştir.

Ülkemizde AB uyum yasaları çerçevesinde 2012 Yılında 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu çıkarılmıştır. Bu kanun ile neredeyse kamu veya özel sektör ayrımı olmaksızın tüm işletmelerin risk değerlendirmesi ve ISG konularında çalışma yapması zorunlu kılınmıştır. Ancak, kanun hep güdük kalmıştır. Bu kanunla birlikte diplomalı işsizlere bir iş kapısı oluşturulmuştur. Kanun uygulamada bir çok zorluğu ve sorunu da beraberinde getirmiştir. Yapılan kanunların çoğu devşirme olduğundan bir çok konu kâğıt üzerinde kalmaktadır. Örneğin işçilerin sahaya gönderilmeden önce iş güvenliği eğitimine tabi tutulması yasal bir zorunluluk olmasına karşın genelde eğitimler geleneksel bir yaklaşımla ve kâğıt üzerinde kalmaktadır. Ayrıca iş gücü işten ayrılınca bu eğitimi aldığını ispat edememektedir. Düzgün ve takibi yapılan bir sistem dâhilinde bu eğitimler işçinin de rahatlıkla ulaşabileceği bir ortama işlenmelidir. İş güvenliği uzmanlarının sorumluluğu çok olmasına karşın yaptırım gücü azdır. İş güvenliği uzmanları yaptığı işle ilgili olarak çalıştığı firmanın bir danışmanı gibi görülse de patronun buyruğu altında bir işçi statüsünde olması sebebiyle doğru kararlar alamamakta ve sahada zorlanmaktadır. Bunun yerine devletin bir havuz sistemi oluşturması ile iş güvenliği uzmanları hem daha rahat çalışabileceklerdir. Hem de işleyiş yönüyle bir patrona bağlı olmayıp, direk devlete bağlı bir danışman nitelediğinde olacaklardır. Şirket sahiplerine devlet tarafından iş güvenliği uzmanı ataması yapılası için belli bir miktarda bir ücret yatırması tebliğ edilmelidir. İş güvenliği ihtiyacı olan iş yerine, iş güvenliği uzmanına ödenecek ücretin yatırılması ile tehlike sınıfına uygun ve yeteri kadar uzman görevlendirilmesi, ataması yapılabilecektir. Bu şekilde ataması yapılan uzman öneri ve tespit defterine iş güvenliği kanununa aykırı olan maddelerin düzeltilmesi huşunda işverenine çok rahat bir şekilde ve işten çıkarılma korkusu olmadan öneride bulunabilecektir. Hali hazırda devam eden haliyle iş güvenliği uzmanı işverenin bir çalışanı durumda olması sebebiyle korkak bir psikolojiyle hareket etmekte doğru tespitleri yapmaktan kaçınmakta, işten atılmaktan korkmaktadır. Ülkemizde İş güvenliği uzmanları A, B, C şeklinde kategorilere ayrılmıştır. İş güvenliği uzmanlarını bir kategori içine sokmak doğru bir yaklaşım değildir. Bu ve benzeri kategoriler İş güvenliği uzmanının alanında uzmanlaşmasını engellediği gibi rahat bir çalışma olanağı da vermemektedir. Bunun yerine daha pratik bir şekilde ihtisas kolları olmalı, uzmanlarda o ihtisas kolları üzerinde yürümeli ve kendilerini yetiştirmeli, geliştirmelidir.

Ülkemizde bir iş güvenliği kültürü ve iş güvenliği alt yapısı da oluşturulamamıştır. Çalışma Bakanlığının bu konuda örnek uygulamaları mevcuttur ancak, hâlihazırdaki uygulama çocukların psikolojisini bozmaktan ve babama, anneme bir şey olursa korkusunu vermekten öteye gidememektedir. Ülkemizde doğru bir iş güvenliği kültürünün oluşması için anaokulundan itibaren müfredata iş güvenliğine yönelik tiyatro gösterileri eşliğinde iş güvenliğine yönelik dersler eklenmelidir. Çünkü bu günün çocukları yarının öğretmeni, ustası, işçisi ve patronu olacaklardır. Bu bilinçle yetiştirilen patronlar, işçiler iş güvenliği kurallarını her hangi bir yaptırım yapılmaksızın uygulaya bileceklerdir. İş güvenliği kurallarına uyulmadığında iş gücümüzün boşa gidip, heba olacağını bileceklerdir. İş gücüne ayrılan, yapılan yatırımların ne kadar değerli olduğunu anlayacaklardır. Bu nedenle ülkemizde öncelikle iş güvenliği kültürünün oluşması geleceğimiz için çok önemlidir. İş güvenliği kurallarına uymayan işçinin başına ya bir iş kazası gelmektedir. Yada meslek hastalığı başında dert olarak kalmaktadır. İş kazası şimşek gibi çakar, yıldırım gibi düşer ve o işçinin kolunu, bacağını alır götürür. Meslek hastalığında ise örneğin, çok gürültülü bir ortamda çalışan bir işçi yıllara sari olarak sağlığı kötü yönde etkilenecek ve oluşan ses nedeniyle, yaşam kalitesini düşürecektir. Adına meslek hastalığı dediğimiz bir hastalık miras olarak kalacaktır. Bu nedenledir ki, işçilerimizde, işverenlerimiz de iş güvenliği kültürünü almış olmalı, bu kültürle yaşamalı ve bu kültür doğrultusunda hareket etmelidir. Ülkemizde bir iş güvenliği kültürü oluşmadığı için ev hanımları da evde çalışırken kendilerini korumak adına hiçbir şey yapmamaktadır. Çoğu zaman şahit oluruz. Bir kadıncağız cam silmek için bir sürü akrobatik hareketler yapar. Bazen perde takmak için merdivene çıkar. Ancak bu ve benzeri şekilde düşerek yaralanan, ölen birçok ev hanımı bulunduğu akıllardan asla çıkarılmamalı ve unutulmamalıdır.

Saygılarımla

Ali Aşılı

Related Articles

Hakkımızda

Müşterilerimize daha yenilikçi cevaplar bulmak için global ve özveriyle tek bir yürek olarak tüm ekip hep birlikte yılmadan çalışıyoruz.

Ali Aşılı

 

Müşterilerinize her zamankinden daha yakın olun. O kadar ki, onlara neye ihtiyaçları olduğunu kendileri fark etmeden önce söylersiniz.

” Steve Jobs”